1. Like a Rolling Stone, Bob Dylan 2. Satisfaction, The Rolling Stones 3. Imagine, John Lennon 4. What's Going On, Marvin Gaye 5. Respect,Aretha Franklin 6. Good Vibrations, The Beach Boys 7. Johnny B. Goode, Chuck Berry 8. Hey Jude, The Beatles 9. Smells Like Teen Spirit, Nirvana 10. What'd I Say, Ray Charles 11. My Generation, The Who 12. A Change Is Gonna Come, Sam Cooke 13. Yesterday, The Beatles 14. Blowin' in the Wind, Bob Dylan...
O yüzden hiç mutlu olamayacaksın.
Ben çocukken o kadar sessiz ağlardım ki bazen kendim bile farketmezdim ağladığımı. Çoğu zaman gölgelere saklanırdım. İnsanların içine çıkınca da hep şirin, o başı okşanmak istenen sevimli kız olurdum. Ben hep kendimi nasıl sevdirebileceğimi düşündüm. Hiç kimsen yoksa kendini sevdirmek zorundasındır.
Babalarından şikayet eden kızları can kulağıyla dinlerdim hep. Benim kavga edecek bir babam olmadı. Bana bağırıp çağıracak, sonra da pişman olduğunda gelip ne diyeceğini bilemeyecek bir babam olmadı. Giydiklerime karışan bir babam olmadı. Okuduğum kitapları, seyrettiğim filmleri, dinlediğim müzikleri gizlice kontrol eden bir babam olmadı. Eve 5 dakika geç kaldığımda başıma bir iş gelmiş olabileceğini düşünen bir babam olmadı. Erkek arkadaşım olduğunu öğrendiğinde dünyası başına yıkılan bir babam olmadı. Çevrenin beni kötü yola düşürmeye çalışan adamlarla dolu olduğunu düşünen bir babam olmadı.
Bütün kızların vardı kavgalı olduğu bir babası. Ve hepsi bütün o kavgalardan sonra dönüp dolaşıp yine barışmışlardı babalarıyla. Birbirlerini anlamış, herşeyi affetmiş, eski günlere dönmüşlerdi.
Çünkü bir kızın kalbi her zaman babasına aitti. Babanın kalbide kızına.
Benim hiç kalbim olmadı.
-Ağlama bak.Ağladığında başın ağrıyor sonra.
Sadece senin nefesini tenimde hissettiğimde huzur buluyorum ben. Hayatıma dokunduğun an güzel oluyor her şey.Anlasana be adam sen olmadan olmuyor işte. Gel.
”Bu film benim filmim, burda esas kız benim
senaryoda bile yokken bu süslü şıllık da kim?”
Her şey tamam da, şu kendini yaşamın kıyısında kalmış gibi hissetmenin verdiği duygu çok garip.
Başkalarının birçok alanda senden çok daha iyi olduğunu, ne kadar güzel kıyafetler alırsan al onların senden daha güzel olacaklarını, senin saatler harcadığın ödevleri onların yarım saatte bitirdiklerini, onların mutsuzluklarının bile seninkilerden daha tiyatral olduğunu sanmak seni yok yere geri atabilir. Olsa olsa çocukluktan kalma bir alışkanlıktır herhalde bu
Hadi onlar da tamam, sen kendi üzerine gelmelerini bir şekilde örtbas edebilirsin; ama bir gün gelip birileri seni geriye atıyorlar bu yarışta. Gerçekten kıyıda kalıyorsun. “Sen burada yoksun” diyorlar.
Yani dış kapının mandalı olmak.
Örneğin biriyle ilişkin varken, birden bitiveriyor ve sen kapı dışarı ediliyorsun. Buna alışmaya çalışırken, daha alışamamışke nsen, birden roller değişiyor, sen o kapının dışından içeriye yeni geleni izliyorsun; perdenin arkasından, Facebook duvarından, ortak arkadaşların söylediklerinden.
Birine aşıkken sen, onun bundan haberi yokken ya da varken ama tepkisiz kalmışken; sen buna alışmaya çalışırken, umutlarını sıfıra indirgemeye çalışırken hiç senin olmayan bir yere geliyor yeni biri, onun yanına. Bu kez kendinde hiçbir hak bulmayarak izliyorsun olanları.
Yani, sen küfürler ediyorsun bütün bunlara; o senin kadar güzel değil bir kere, sen ondan daha zeki, eğlenceli, kültürlü, sadık, aşktan anlayan birisin. Bunu O neden anlamıyor, o neden anlamazdan geliyor, o neden başka birini anlamayı seçiyor?
Bu işte bir yanlışlık mı var, zaman ne ara bu kadar çabuk geçti de sen bu kadar gerilerde kalmışken o bu kadar ilerlemiş? Yani ne ara bozuldu senaryo, yeni oyuncu alacak kadar?
Ne ara unutmuş seni?
Ama en kötüsü hiç hatrına sokmaması.
Sen orada oturmuş arkadaşlarınla beraber hakaretler yağdırmışsın onlara, ayrılmalarını beklemiş, bağırıp çağırmışsın, kafanda bir eksi artı listesi oluşturup kendini çoktan tepelere çıkarmışsın. Sen, eskiden kendini yok yere o yarışın gerilerine atarken; bugün gelmiş birileri sana “Sen burada yoksun” diyor. Resmi açıklamasını yapıyorlar senin bu konuyla alakasızlığının.
Yani sen aptal gibi kalıyorsun.
Seninle beraber onlara küfürler yağdıran arkadaşların susuyorlar, Facebook profillerinden takip etmek yetmiyor, biliyorsun ki orda paylaşılanlardan çok daha fazlası oluyor aralarında; bir gün küsüyorlar, sonra barışıyorlar ve bunun senin hayatında somut hiçbir değişimi olmuyor. Yani sen yoksun. O arkadaşlarından biri gelip “Bu senin harcın değil” demeye getiriyor en nihayetinde. “Sen onların arasında değilsin”
Onların arası kötü de olsa iyi de olsa, o onu sevse de sevmese de; sen yoksun. Ama sen onların hayatını herkesten daha iyi bilmeye çalışıyorsun. Maalesef saçmalıyorsun ama yapılacak ne var başka.
Seni senaryodan atıyorlar. Bir gün oturup “Ben orda yokum” diyorsun. “Ne desem boş, ne yapsalar boş, ne yapsam boş, ne etsem boş”
Her şey tamam da, birilerinin sana senin çocukluk hislerini hatırlatmaları çok kötü. Senin başkası yerine tercih edilmeyeceğini yüzüne bu şekilde vurmaları, çok acımasızca. İçinde olmadığın bir hikayeyi öğrenmeye çalışırken aylar geçiyor, sıfıra sıfır elde var sıfır; ne elde edecektin, ondan ayrılıp sana gelecek ve mutlu mu olacaktınız?
Biliyorsun, bu hep olmuyor ama bazen, bazen çok fena koyuyor, biliyorsun. Esas kızken, kafanda kurdugun o dünyada ya da gerçekte, birisi gelip senin olan/olamayan yerini alıyor; senin esas oğlan elden gidiyor. Sen burda fısıldarken, kimse seni ordan duymuyor. Kıyıda
Her şey tamam da, iki kişinin ilişkisine uzaktan yorum yapmaya çalışan 3.kişi olmak, bize karşı O olmak; yani dış kapının dış mandalı olmak çok acı.
“Bu rol bana göre miydi?”
